|
Giriş Sayfası Ağlamak Aile İçi Şiddet Atipik Depresyon Davranış Boz. Depresyon Depresyon Testi Distimi - 1 Distimi - 2 Duygudurum Boz. Majör (Ağır) Dpr. Manik Dpr. Psikoz Melankolik Dpr. Panik Atak Psikoz Şizofreni Şizofreni Hakkında Tecavüz Ruh. Durm. Utangaçlık Hastalığı Uyum Boz. Bağ. Dpr. Yaş Dur. Bağ. Dpr.
|
|
DUYGUDURUM BOZUKLUKLARI
Duygudurum bozukluğu nedir sorusunu yanıtlamadan önce, duyguların nasıl
oluştuğu konusunda bilgi edinelim.
Her birey yaşamda mutsuzluk yaratacak bir olay karşısında üzüntü, keder
ve endişe hisseder. Birey hissettiği duyguları içinde tutabilir,
davranışlarıyla, sözleriyle dışındaki dünyaya yansıtabilir; bu doğal bir
durumdur. Veya ona mutluluk veren bir olay karşısında sevinç, neşe,
coşku, heyecan hissedecek, ya bu duygularını içinde tutacak ya da
davranışlarıyla ve sözleriyle dış dünyaya yansıtacaktır. Bu normal durum
ne zaman patalojik olarak kabul edilmelidir ?
Yaşamda karşılaşılan olaylara verilen tepkiler kişiden kişiye, topluma,
kültüre, sosyal statüye, kişinin içinde olduğu zaman dilimine göre
değişecektir. Özetle bir olay karşısında, kişinin o olaya yüklediği
anlam, kişiden kişiye göre değişir. Nedeni bilişsel değerlendirmenin
kişiden kişiye farklı oluşundandır.
Bilişsel değerlendirme, yani bir olaya birey tarafından yüklenen anlam,
şöyle belirlenir: Kişinin genetik yapısı (esnekliği, hoşgörüsü ve
katılığı) + yetiştiği aile içindeki anne baba öğretileri + kardeş
ilişkileri + büyükbaba büyükanne arketipleri (uzak geçmişten getirilen
gelenek ve görenekler) + yetiştiği sosyal çevre, kültür, okuduğu
okullar, öğretmenlerin aktardıkları ve arkadaşlar.
Bir örnek verirsek;
OLAY : Bir adam parkta yürürken yanındaki tartıştığı arkadaşına tokat
atıyor. Bu olayı 7 kişinin gördüğünü varsayalım ve bu 7 kişinin tek tek
olaya yüklediği anlamlara bakalım.
1. KİŞİ
İNANÇ : Kimse kimsenin canını yakmamalıdır.
DÜŞÜNCE : Şimdi bu adama gösteririm.
DAVRANIŞ : Fiziksel ve sözsel saldırı.
DUYGU : Öfke.
2. KİŞİ
İNANÇ : Kötü insanlar cezalandırılmalıdır. Tokadı haketmiştir.
DÜŞÜNCE : Tokadı yediğine göre kötü biridir.
DAVRANIŞ : Gülümseme.
DUYGU : Tatmin duygusu.
3. KİŞİ
İNANÇ : Bu adam tehlikeli.
DÜŞÜNCE : Ya bana da vurursa ? Buradan gideyim.
DAVRANIŞ : Kaçma.
DUYGU : Korku.
4. KİŞİ
İNANÇ : Bu adam tehlikeli.
DÜŞÜNCE : Buradan gitmeliyim ama ya etrafdakiler �Bu ne korkak birisi�
derlerse ?
DAVRANIŞ : Duraklama.
DUYGU : Korku, kaygı.
5. KİŞİ
İNANÇ : Yaşamda şiddetle karşılaşmak da var.
DÜŞÜNCE : Ben ne dayak yiyen insanlar gördüm.
DAVRANIŞ : Davranış yok.
DUYGU : Umursamazlık.
6. KİŞİ
İNANÇ : Bu adamın tokat yemesi ve küçük düşmesi ne feci.
DÜŞÜNCE : Ya benimde başıma gelirse ?
DAVRANIŞ : Duraklama.
DUYGU : Üzüntü.
7. KİŞİ
İNANÇ : İnsanların birbirlerine böyle davranmalarına karşıyım.
DÜŞÜNCE : Bu adam bir tokat daha yemeden ona yardım etsem mi ?
DAVRANIŞ : Tedbirli davranma.
DUYGU : Tedirginlik.
Örneğimizde görüldüğü gibi, bir olay karşısındaki duygu, düşünce ve
davranışlarımız, inanç kalıplarımızdaki formülasyona göre
belirlenmektedir.
Tüm bu bilgilerin ışığında neyin normal, neyin normal olmayan (patalojik)
duygu, düşünce ve davranış olduğunu söylemek zordur. Aynı stres verici
olayı yaşayanlardan bir kişi (örneğin işten çıkarma) depresyona
girebiliyorken, diğer bir kişi �İyi oldu. Bu iş bana hiç uygun değildi�
diye düşünebilirler. 17 Ağustos depremini yaşadığımızda bazı insanlar
çok korkup, parklar ve arabalarda sabahlarken, bazı insanlar �Birşey
olmaz� inancı ile evlerinde kalmışlardır. Hangi davranışın normal
olduğunu söyleyemeyiz.
Bu durumda normal ve normal olmayan davranışı ya da tüm psikolojik ve
psikiyatrik bozukluklar için normal olmayan patolojiklik sınırın tanımı
olarak şöyle bir ölçüt kullanabiliriz : İş, aile ve sosyal yaşamı
bozuyor olması. Yeni psikolojik akımlar bu görüşü benimsemişlerdir.
Örneğin alkol kullanımı (miktarını ölçmeden) iş, aile ve sosyal yaşamı
ve bireyin kendisine bakımını bozuyorsa, patalojik değilse, normal
sosyal içki olarak kabul edilmektedir.
Birey yaşam olaylarında, bir uçta çöküntü, diğer uçta manik davranış
olarak tanımlanan, aşırı neşe, aşırı herşeye gücü yeterlilik (infantil
omnipotance), uçuşma (abartılı duygularla kendini ortaya koyma)
davranışları arasında dalgalanmalar yaşayabilir. Bireyin bireysel
bakımı, aile, iş ve sosyal yaşamı olumsuz olarak etkilenmiyorsa, durum
normal olarak kabul edilmektedir.
Bazıları istatistiksel normları normal kabul ederler. Yani �Bir toplumun
ortalama çizgisine uyanlar normaldir� şeklinde tanımlamalar
yapılagelmiştir. Bu durumda birbiriyle anlaşamayan bir çift, toplumun
normal çizgisi boşanmaya karşıysa boşanmamalı mıdır ? Toplumun ortalama
çizgisi normaldir diye bir tanımlama olamaz. Normal ve sağlıklı
davranışların ölçütü bu nedenle bireyin kendisi olmalıdır. Bireyin kendi
normali, yani �ben normal mi davranıyorum ?� sorusunu kendine sorduğu
noktada, o zamana dek olan duygu, düşünce ve davranışlarında bir sapma
varsa ve bu sapmadan bir mutsuzluk, hoşnut olmama söz konusu ise,
pataloji aramanın başlangıç noktası olarak buradan hareket edilebilir.
Bu sapma bireyin kişisel bakımını, aile, iş ve sosyal yaşamını bozdu
ise, birey bu durumdan şikayet edeceği bir noktaya ilerlemişse ve
şiddeti, süresi, niteliği bir hastalık tanımına doğru gidiyorsa,
patalojik ve normal olmayan durum olarak kabul edilebilir.
Duygudurum Bozukluğu�na geri dönersek, bireyin olaylar karşısında
kendini hissettiği duygu durumu, aşırı kedere, çöküntüye, karamsarlık,
zevk ve ilgi yitimi, suçluluk duyma, intihar eğilimi, durgunluk,
suskunluk gibi depresyona kaymaya veya aşırı neşe, hareket, enerji,
coşku ve konuşma artısı gibi maniye kaymışsa, ve bu iki uç arasında
birey gidip geliyor ve patolojik bir durum, bir hastalık oluşuyorsa, bu
duruma �Duygudurum Bozuklukları� adı verilir. Bazen bedensel, organik,
fizyolojik bir hastalığa bağlı olarak oluşabildiği gibi ( Tiroid ),
bazen organik bir belirti olmaksızın psikiyatrik ve psikolojik bir
nedene bağlı olarak da ortaya çıkabilir.
DSM 4 Duygudurum Bozukluklarını :
1- Depresif Bozukluklar
2- İki Uçlu Bozukluklar (Mani) - Depresyon
3- Diğer Duygudurum Bozuklukları şeklinde üçe ayırmıştır.
1- DEPRESİF BOZUKLUKLAR
DSM 4 Depresif Bozuklukları :
1.1- Majör (Büyük) Depresif Bozukluk
1.2- Distimik Bozukluk
1.3- Başka Türlü Adlandırılamayan Depresif Bozukluk, olarak
tanımlamıştır.
1.1- MAJÖR DEPRESİF BOZUKLUK
Toplumumuzda % 10 � 25 arası kadınlarda, % 5 � 15 arası erkeklerde
görülür. Biyolojik olarak �Serotonin� isimli hormonun eksikliğinin
bireyde depresyona zemin hazırladığı bulunmuştur.
Psikososyal etkenler arasında 10 � 11 yaşından önce anne ve babayı
kaybetme, yaşamda partner kaybı en önemli etkenler arasında sayılır.
Psikanalitik kuram yetişkin yaşamda , kayıp veya kayıp tehditleri,
sevgisiz kalma, ilgiden yoksunluk gibi durumların depresyonu
oluşturduğunu açıklar.
Nesne ilişkileri kuramı, depresyonun , bebeğin her ihtiyacına cevap
veren ve bebeğin iyi anne olarak gördüğü anne imajı (iyi nesne) ile,
bebeğin her ihtiyacına anında cevap veremeyen, engelleyen ve bebeğin
kötü anne olarak gördüğü (kötü nesne) imajlarını bir bütün, tek bir
anne, bütün nesne olarak birleştirip bütünleyemediği için oluştuğunu
söylemiştir.
Nesne İlişkileri Kuramcısı Melanie Klein, depresyon oluşumu, depresyona
yatkınlıkla ilgili çalışmalar yapan ve yayınlayan ilk analisttir.
Bebeğin onu sevip destekleyen, cevap veren iyi anne imajı ile, her
istediğini yapmasını engelleyen, durduran kötü anne imajını birleştirip
tutarlı bir biçimde sağlam �içselleşmiş iyi anne� �Bütün nesne�
oluşturmasının yetişkin yaşamında depresyona uğramamasında önemli bir
etken olduğu görüşünü ortaya koymuştur. Klein bireyin �infantil depresif
durumu� aşamayarak, yetişkinlikte depresif durum yaşadığı görüşündedir.
Diğer bir görüş ise, depresyonla içe yönelmiş agresyonun (sıkıntı,
endişe, kaygı, irite durumla saldırganlık birikimi) bir ilişkisi yoktur.
Depresyon gerçeklikle, hayal edilenler arasındaki gerginlikten
kaynaklanmaktadır. Bibring�e göre :
1- Değerli ve sevilen biri olmak
2- Güçlü ve üstün olmak
3- Seven ve iyi biri olmak
Bu alanlar bireyin kendisinden beklentilerinin olduğu alanlardır. Eğer
bu alanlarda gerçek veya algı olarak birey kendini yeterli
hissetmiyorsa, depresyon meydana gelebilir. Depresyonda kişi kendini
güçsüz ve çaresiz hissederek, çözüm üretemez. Benlik saygısının düşmesi
kişide depresyonu tetiklemektedir.
KLİNİK ÖZELLİKLER
Depresyonda kişinin daha önce zevk aldığı etkinliklerden zevk alamaması
ve ilgi kaybı anahtar iki bulgudur. Değersiz hissetme, utanma, hüzünlü
hal, melankolik bir tutumla oluşur. Herhangi bir üzülecek olay
karşısında üzülmekten daha farklı hissediş biçimi vardır.
Bazen kişi depresyonda olduğunun farkında olmayabilir. Yaşamdan geriye
çekilme Artık canım hiçbir şey yapmak istemiyor olarak tanımlanabilir.
Gittikçe öz bakım, aile, okul veya iş yaşamında başarısızlığa neden
oluşturacak istek ve enerji azlığı oluşmaya başlar. % 80 uyku sorunu
vardır ( Bakınız Uyku Bozuklukları - İnsomnia ). Gece sık sık uyanırlar,
iştah azlığı veya artması, kilo alma veya verme, cinsel istek azalması,
adet bozuklukları görülebilir.
Anksiyete, sıkıntı, endişe, kaygı, panik ataklar, alkol alma,
başağrıları, kabızlık ağrıları, sızılarla ortaya çıkan depresyonda bazen
fiziksel ve organik bozukluklar aranabilir.
Bazen "Maskeli Depresyon" olarak tanımlanan, bireyin canının sıkkın,
isteksiz, huzursuz, irite, seslere karşı duyarlılık kazanmış, kıpırtılı
bir hal içinde günlük sorumluluklarını yerine getirdiği görülebilir.
Daha çok sosyal yaşamdan kaçınmak için kendi mantığına göre geçerli
nedenler bulur ve etkinliklere katılmaz. Bu daha sinsi bir ilerleyiştir.
1999 Trabzon Psikiyatri Kongresinde her 4 kişiden birinin depresyon
geçirdiği açıklanmıştır. Editör ( Bakınız Depresyon)
Depresyondaki kişilerin % 10 - %15 i intihar girişiminde bulunabilir.
Genelde düzelmeye başladıkları bir noktada yeterli güce sahip olarak
intiharla ilgili tasarılar yapıp uygulamaya geçebilecekleri dikkate
alınmalıdır.
Erkekler depresyonda kadınlara göre 2 kat daha fazla,
ağlayamadıklarından yakınırlar. Bu durumda kendine yönelik öfke bir
organda belirti verebilir (mide ağrısı, baş ağrısı, sızılar v.b.)
Majör Depresif Bozuklukta görülen belirtiler, en sık görülen
belirtilerdir.
1- İlgi kaybı.
2- Enerji kaybı Bitkin ve yorgun hissetme, libido azalması.
3- Uyku Bozukluğu ( Az ya da çok uyuma, sık sık uyanarak tuvalete
gitme).
4- Yemek yeme alışkanlığının değişmesi.
5- Bedensel ağrılar, sızılar (Organik bir bulgu olmaksızın).
6- Konuşmada, hareketlerde ve düşünmede yavaşlama.
7- Ajite olmak (Huzursuzluk, irite hal).
8- Değersizlik duyguları (Kendini beğenmeme, eleştirme, utanma).
9- Suçluluk duyguları, kendini veya başkalarını suçlama.
10-Bir konu üzerinde yoğunlaşamama, dikkatin dağınık olması.
11-Üzüntülü hissetme, karamsarlık.
12-Çaresiz hissetme (Çözümler üretme yetisinin azalması).
13-Anksiyetenin artması.
14-Karar vermede güçlük çekme.
15-Hiçbir zaman düzelemeyecekmiş gibi hissetme.
16-Etkinliklere başlayabilmede güçlük çekmek.
17-Ağlayamama ya da çok çabuk ağlama.
18-Fobilerin ortaya çıkması (Deniz, asansör korkusu, vb. )
19-Duygularını gösterememe.
20-Cinsel istekte azalma veya depresyondan kaçınmak için aşırı cinsel
eylemde bulunma ihtiyacı.
21-İntiharla ilgili düşünceler, tasarılar ve bunlarla ilgili konuşmalar.
22-İntihar düşünceleri olmadan ölme isteği (Ölsem de kurtulsam, artık
herşeyi yaşadım, hayat hep aynı, herşey monoton )
23-Depresyonla ortaya çıkan takıntılar (obsesyon). Sürekli elektrikleri
kontrol etme, hırsız girecekmiş gibi düşünceler.
24-Hezeyan atakları.
25-Kişiliğin çözülmesi. 2 ayda 2 � 3 farklı insanmış gibi kendini
hissetme.
Her zaman, her kişide majör depresif bozukluk görülmeyebilir.
Hangi belirtisinin hangi kişide görüleceği yine o kişinin dinamikleriyle
ilgilidir ve araştırılması gerekir.
DSM 4 :
1- İlgi kaybı, yaşamdan geriye çekilme.
2- Enerji kaybı. Bitkin ve yorgun hissetme.
3- Suçluluk duyguları.
4- Uyku ve Yemek Yeme Bozuklukları.
5- Etkinliklerden zevk alamama.
6- İntihar düşünceleri.
Bu belirtileri olan kişilerin "Depresyon" tanımı alabileceği
açıklanmıştır.
DSM 4, Majör Depresif Bozukluğu, 3 alanda toplamıştır :
1.1.1- Emosyonel (Duygusal) alanda.
1- Depresif duygudurumu
2- Hiçbir şeyden zevk alamama
1.1.2- Vejetatif alanda
1- İştahta değişiklik.
2- Uyku Bozuklukları
3- Yorgunluk - bitkinlik
4- Hareketlerde yavaşlama, donuklaşma.
1.1.3- Kognitif (Bilişsel)alanda :
1- Suçluluk ve değersizlik düşünceleri
2- Konsantrasyon güçlüğü
3- Ölüm ve intihar düşünceleri
Depresyonda kişilerde bilinç bozukluğu görülmez. Unutkanlık, dikkat ve
dikkati bir konuda yoğunlaştıramadığı için görülebilir. Dalgın da
olabilirler. Zihin berrak değildir, karmakarışıktır. Gazete okuyamama,
televizyon izleyememe sıklıkla görülür ve en geç ortadan kalkan
belirtilerdir.
MAJÖR DEPRESİF BOZUKLUKTA DÜŞÜNCE, DUYGU VE DAVRANIŞ
DÜŞÜNCELER
Düşüncelerde yavaşlama, sesin alçalması ve hafiflemesi, geç cevap verme,
konuşma azlığı yanında ölüm ve kötü haber bekleme gibi konularda
konuşurlar. Olumsuz düşünceler, tek bir olaydan genelleme yapma ( Bir
komşusu sabah günaydın dememişse �Kimse beni sevmiyor� diye düşünmek ).
Ufak aksilikleri büyütme, hiçbir şeyin değişmeyeceği inancı, umutsuzluk
içinde olma düşünceleri ile yüklüdürler. Düşünce içerikleri kendini
eleştirme, geçmişteki başarısızlıklar, kendine güvensizlik, sorumluluk
almaktan kaçınma üzerinde yoğunlaşmıştır.
Hiçbir şeyi haketmediklerine dair düşüncelerle iyileşmek
istemeyebilirler.
Depresyona eğilimli kişiler genelde hem kendilerine, hem de başkalarına
karşı katı, mükemmellik beklentileri içinde olan bireylerdir. Yaşamı tek
boyutlu ve siyah-beyaz gören bir inanç sistemleri vardır. Ya hep, ya hiç
düşünce sistemlerini şöyle örnekleyebiliriz :
1- Yaptığım işin bir değer taşıması için mükemmel olması gerekir.
2- Mutlu olabilmek için yaptığım bu işte başarılı olmalıyım.
3- Hata yaparsam bu benim yetersiz, beceriksiz olduğumu gösterir.
4- Sensiz yaşayamam.
5- Benimle aynı fikirde olunmazsa bu benim sevilmediğimi gösterir.
6- Bir insan olarak değerimin göstergesi, başkalarının benim hakkımda
düşünceleridir.
7- Birine kızdıysam, artık onu sevemem.
8- Birini sevmek demek ona hiç kızamamak demektir.
9- Birinden birşey istersem ona bağımlı kalırım.
RET (Rasyonel Emotif Terapi) terapist Beck, depresif kişilerde üç alanda
hataların ortaya çıktığını söylemiştir.
1- Kendi benliğine
2- Geleceğine
3- Dünyaya karşı olumsuz bakış açısında
Bunları üçlü (triad) yakınma olarak sınıflamıştır.
Depresyona özellikle yaşlı hastalarda % 25 hipokondriazis (Hastalık
hastalığı) eşlik eder. Tedaviye en dirençli kabul edilen hasta grubudur.
Sürekli yakınan, sızlanan ve geçmek bilmeyen ağrılarından şikayet eden
kişilerdir. Ağrı genelde baş, göğüs, karın, omuz, sırt ağrıları şeklinde
görülür. Omuz ve sırtta görülen uzun süreli ağrılar, inatçı bir
somatizasyondur. Diz ağrıları eklem yerlerinde sızlamalar, kramp,
bulantı ve kusma, hazımsızlık, gaz şikayetleri, kabızlık, mide yanması,
görme bulanıklığı, depresyonun farkedilmeyerek bir organda somatize
olmasıyla oluşabilir.
Kuruntular, iyi anne baba, eş, evlat olamama, sürekli gelecekle ilgili
karamsar düşünceler (işsiz kalma, parasız kalma endişeleri), ileriye
yönelik gereksiz bir para biriktirme endişesi ile para harcadığında
kendini suçlama düşünceleri geliştirirler. Psikolojik kuramlar sürekli
tekrarlanan bu karamsar ve mutsuz düşünceleri "Geviş getirme" şeklinde
tanımlamışlardır.
DUYGULAR
Kararsizlik nedeniyle çaresizlik ve bağımlı hissetme, acı duyma,
üzüntülü hal tüm depresyonlarda ortak bir belirtidir. Ailelerine,
sevdiklerine, hobilerine karşı duygusal bağları gittikçe azalmaya
başlayabilir. Boşluk duygusu ve anlamsızlık daha geniş yer tutar. Zevk
alınan etkinlikler azalarak, yük gibi hissedilmeye başlanır. Genel bir
isteksizlik ve ilgisizlik, tepkisizlik, zamanın zor geçmesi, cinsel
etkinliğe karşı duyarsızlık görülebilir. Bencillik başlar. Diğer
insanların duygu ve düşünceleri ile ilgilenmezler. Yalnız kalmayı
isterler ama gittikçe çocuklaştıkları için kendilerine bakım verenlere
bağımlılıkları vardır (Regresif Bağımlılık).
Bu hastaların yaklaşık yarısı depresif duyguları inkar ederler (Maskeli
Depresyon ya da Gülümseyen Depresyon). Genelde aile ve iş arkadaşları
tarafından kendilerinde yaşamdan geriye çekilme, düşmanca duygular
farkedilirse tedaviye getirilirler.
Bir gün içinde duygudurumları değişiklik gösterir. Bazıları sabahları
çok kötü hissedip akşama doğru daha iyi hissedebilirken, bazen de tersi
görülebilir.
DAVRANIŞ
Depresyonun başlaması ile fiziksel etkinlikler azalır. Hasta çok alçak
sesle ve monoton konuşmaya başlar. Her davranış için aşırı bir çaba
gösteriyor gibidir. Bazen ileri derecede hareketsizlik, yemek yememek,
tırnak yeme, el oğuşturma, saç teli koparma, masaya parmaları ile ritmik
bir şekilde vurma veya bir şeyle sürekli oynama, bacakları sallama,
ileri geri sallanma hareketi, çok sigara içme, aşağı yukarı gezinme
görülebilir.
Bu hastalar zamanla bağımlı, hareketsiz ve çaresiz hale gelebilirler ve
yardım görürler. Ancak yardımı reddedebilirler; çünkü hem kendilerini
güvensiz hissederler, hem de başkalarına muhtaç olmaktan ötürü
kendilerini aşağılanmış hissederler. Destek aldıkları, kendilerine bakım
veren kişilere karşı, kendi çaresizliklerini hatırlattığı için düşmanca
duygular beslerler. Reddedilmeye karşı aşırı duyarlılık kazanmışlardır.
Depresyonda birey kişilerarası ilişkilerinde güçlükler yaşamaya
başladığı için, çözüm üretme yetisi de azalmıştır. Yetersizlik duyguları
nedeniyle başkalarıyla iletişime girmekten kaçınarak uzak durur. Bu da
yalnızlık ve reddedilme duygularının artmasına neden olur. Hasta hem
ilişkiye girmek ister, hem de terkederek kendisine zarar verecek
ilişkilerden uzak durmaya çalışarak bir kısır döngünün içine girer.
İnsanlardan veya yakınlarından yüzeysel olarak uzak, çekingen durur ve
düşmanca davranabilir. Kronik depresyondaki kişilerde kaza geçirmeye
yatkınlık gibi kendine zarar verici davranışlar da görülebilir.
Sigaranın aşırı tüketimi, alkol kullanımının artması, depresyonun
başlangıç noktası olabildiği gibi, depresyona giren kişilerde alınan
alkolün azalması da görülebilir.
Depresyon tedavi edilmez ve uzun süreli (kronik) bir hale dönüşürse,
birey hiç istemediği, sevilmediği, aşağılandığı gibi duygulara
kapılarak, kendisine destek ve bakım veren kimselere karşı suçlayıcı ve
düşmanca davranarak, uzaklaşabilir. Evlilik yaşamını, işini ve
yakınlarını terkedebilir. Cinsel isteksizlik nedeniyle, erkeklerde
cinsel yönden uyarılma , erotize olma güçlüğü (empotans), erken boşalma
görülür. Bu da hastanın daha fazla yetersizlik hissetmesine neden
oìuşturur ve hasta partnerinden uzaklaşır. Kadınlarda cinsel ilgi ve
istek olmadan cinsel yaşam sürdürülebilir. Regl (adet) kanamaları
düzensizlik gösterebilir.
MAJÖR DEPRESİF BOZUKLUK
GİDİŞ VE TEDAVİ
GİDİŞ
Her yaşta başlayabilen ama çoğu kez 20�li yaşların ortalarında görülen
Majör Depresyon tedavi edilmezse, 6 ay ve daha uzun sürebilir. Kimi
belirtiler (semtomlar) aylar ya da yıllarca sürebilir.
Majör Depresif Bozukluk boşanma, iş kaybı, aileden sevilen birinin ölümü
gibi nedenler sonrası ortaya çıkar. Alkol, uyuşturucu madde kullanımı da
ortaya çıkmasını kolaylaştırır.
Ağır Majör depresif bozukluk geçirenlerden yaklaşık %15�inin intihar
ettiği belirtilmiştir.
Majör Depresif Bozukluk öncesinde �Distimik Bozukluk� (Bakınız Distimik
Bozukluk) görülebilir. Organik bir hastalığa bağlı olarak ve Borderline,
Obsesif-Kompulsif Bozukluk, Anorexia Nervoza, Bulimia Nervoza gibi
bozukluklardan da sıklıkla ortaya çıkabilir.
TEDAVİ
Tedavi Psikoterapi ve ilaç tedavisi ile birliktedir. Destekleyici
Psikoterapi ve Dinamik Psikoterapi�den yarar sağlanır.
İlaç tedavisinde Antidepresanlar yüksek oranda yarar sağlarlar ve
hastalığın iyileşme sürecinin kısaldığı bildirilmiştir. ( 1999 Trabzon
Kongresi � Editör)
1.2- DİSTİMİK BOZUKLUK
Distimik Bozukluğun başlıca özelliği, en az 2 yıl, hemen her gün,
yaklaşık gün boyunca süren, kronik depresif bir duygudurumun varlığıdır.
Bu insanlar kendilerini kederli ya da hüzünlü olarak tanımlarlar.
Çocuklarda irrite hal ile ortaya çıkabilir. Bir yıl sürmesi durumunda bu
tanıyı alabilir (DSM IV). İştahsızlık veya aşırı yemek yeme, uykusuzluk
ya da aşırı uyku uyuma, enerjinin düşük olması, yorgunluk, benlik
saygısının düşmesi, düşünceleri yoğunlaştıramama, umutsuzluk duyguları
ve karar vermede güçlük çekme görülür. Bu kişiler sürekli kendilerini
eleştirirler ve ilgileri azalır. Kendilerini yetersiz bulurlar, çekici
hissetmezler. Bu depresif durum bir parçaları olduğu için de,
sorulmadıkça yakınmazlar; çünkü hep böyledirler.
İki yıl içinde ( çocuklar ve ergenler için 1 yıl ) iyi hissedilen ara
dönemler, 2 aydan daha uzun sürmez.
Depresif durum toplumsal ve mesleki alanda, üretkenlikte sıkıntıya neden
olur.
Distimik bozuklukta en sık yetersizlik duyguları, genel bir ilgi kaybı
ve hiçbir şeyden zevk alamama, toplumdan uzaklaşma, suçluluk duyguları
ya da geçmişle ilgili düşüncelere dalmalar, yaşam etkinliklerinde ve
üretkenliğinde azalma, etkin olamama görülür; ayrıca hızlı göz
hareketleri vardır.
Ailelerinde Majör Depresif Bozukluk olanlarda daha sık görülür.
Çocuklarda her iki cinste eşit görülür. Çoğu kez okul başarısında ve
toplumsal etkinliklerde bozulmalara neden olur. Bu çocuklar irrite,
ters, huysuz ve �asabi� dirler. Benlik saygıìarı ve toplumsal becerileri
düşüktür; karamsardırlar. Kadınlarda erkeklerden 2 � 3 kat fazla
görülür. Sıklıkla Kişilik Bozukluğu�yla birlikte görülebilir. İlaç
tedavisinde anti-depresanlardan yararlanılır.
2. İKİ UÇLU BOZUKLUKLAR - MANİ - DEPRESYON
MANİK EPİZOD (UÇUŞMA � YÜKSELME)
Kişide, normal kendilik çizgisi dışında, olağanüstü kendini çok iyi
hissetme, neşe, coşku, keyifli hal, taşkınlık ile ortaya çıkar. Birey
herşeye kahkahalarla gülmeye, şarkılar söylemeye, içi içine sığmaz bir
heyecan duymaya, neşesinden mutluluğundan sözetmeye başlar. Çabuk
sinirlenme, irite hal, aşırı bir taşkınlık, kızgınlık, öfke,
saldırganlık görülebilir. Bir üstünlük duygusu ile diğer insanlara
saygısızca davranma, eşyalara zarar verme, vurup kırmalar, küfürlü
konuşma görülür. Coşku, heyecan ile kısa süren üzüntülü hal ve ağlama
arasında dalgalanan bir duygudurumu gösterir. Aşırı kendine güvenme ve
büyük görme, çocuksu bir �herşeye gücü yeterlilik� hissetme ile kendini
sergileyen davranışlar ortaya çıkar. Sosyal mesafeleri umursamayan bir
rahatlık, girişkenlik içindedir. Sürekli heyecan içinde yeni projeler
üreterek, durmadan konuşur. Yeni alanlara ilgi ve istek duymaya başlar.
Metafizik ve Felsefe içeren konulara doğru kayabilir.
Konuşma hızlanmıştır. Bir konuyu anlatırken çağrışımları çok hızlandığı
için düşünceden düşünceye sıçrar. Ana konu kaybolur. Örneğin bir
tekneden bahsedilirken, bir tekne seyahatinden konuşmaya başlayarak,
Amerika�nın keşfi, Kristof Kolomb, oradan iletişim ağına, internet
üzerinden çeşitli projelere geçebilir. Zihninin berraklığından ve tıkır
tıkır işleyişinden sözeder. İnce ayrıntıları büyük bir dikkatle görür ve
anlatır. Dikkat artmış, her şeye yönelmiş, bellek artmış ve
güçlenmiştir. Bir konuya konsantre olup yoğunlaşamaz. Kendine güven
aşırı derecede arttığı için riskli davranışlar ortaya çıkar. Kendinin ve
diğer insanların yaşamını dikkate almaksızın hızlı araba kullanma, aşırı
para harcama ve riskli yatırımlar yapma görülür. İlerleyen boyutta
(Psikotik düzeyde) dünyayı kurtaracak kişi (Kurtarıcı peygamber,
Atatürk, Başbakan v.s.) olmak gibi Megalomanyak sanılar (hezeyan) ortaya
çıkabilir. Veya paranoid (şüpheci) düşünceler; \"Beni izliyorlar,
dinleme aygıtları yerleştiriyorlar, düşmanlarım bana komplo kuruyor\"
düzeyinde olabilir. İlerleyen kronik (uzun süren) durumda, Psikiyatride
�Schneider� belirtisi adı verilen �Bana emir veren ve yöneten sesler
duyuyorum� belirtileri ortaya çıkabilir.
Konuşma hızlanmış ve artmıştır. Yüksek sesle, karşısındakini dinlemeden
ve söz hakkı vermeden, bu duruma hiç aldırış etmeden konuşur.
Çağrışımları çok arttığı için konudan konuya, düşünceden düşünceye
sıçrayarak gider. Hareketleri hızlanmış, enerjisi yükselmiş ve hiç
tükenmeyecek gibidir. Gece gündüz geç saatlere kadar çalışıp yazılar
yazıp, projeler düzenleyip, çizimlerini duvarlara yapıştırabilir.
Yerinde duramayıp, aşağı yukarı gezinerek dolaşır. Seyahatlere
çıkabilir. O an için zevk verici fakat sonuçları kötü olabilecek
ilişkiler, parasını malını sağa sola saçıp, aşırı cömert davranışlar
görülür. Alkol ve uyuşturucu kullanmaya başlayabilir. Kendini hiç
ilgilendirmeyen başka insanların işlerine karışır, kavgalar çıkarabilir.
Uykusu azalmıştır ama uykusuzluktan yakınmaz. Cinsel isteği ve
performansı artmıştır.
Amerikan Psikiyatri Birliği, Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal el
kitabına (DSM IV � 1998) göre, Manik Epizodun ölçütleri şöyledir.
A- Olağandışı ve sürekli, taşkın, kabarmış, irite, ayrı bir duygudurum
döneminin olması.
B- Duygudurum Bozukluğu dönemi sırasında aşağıdaki belirtilerin
görülmesi
1- Benlik saygısında abartılı bir artış (Aşırı kendine güvenme � güçlü
hissetme)
2- Uyku gereksiniminin azalması
3- Her zamankinden daha fazla konuşkan olma ya da konuşmaya tutma.
4- Fikir uçuşmaları (sıçramalar) ve düşüncelerin sanki yansıyor gibi
birbiri ardısıra gelmesi yaşantısı.
5- Dikkat dağınıklığı (yani, dikkat önemsiz ya da ilgisiz bir dış
uyaranla kolaylıkla dağılabilir)
6- Amaca yönelik etkinlikte artma (toplumsal yönden, işte ya da okulda,
cinsel açıdan) ajitasyon.
7- Kötü sonuçlar doğurma olasılığı yüksek, zevk veren etkinliklere aşırı
katılma (Örneğin elindeki bütün parayı alışverişe harcama, düşüncesizce
cinsel girişimlerde bulunma ya da aptalca iş yatırımları yapma)
8- İş yaşamı, sosyal yaşam ve özel ilişkilerde önemli ölçüde bozulma ve
durumun başkalarınca gözlemlenmesi.
Bu belirtinin artması ile Hipomani oluşabilir.
KARIŞIK (MIXED) EPİZOD
Majör Depresif Bozukluk Epizodları, Manik Epizodlarla birlikte
görülürse; yani kişi depresif bir halden, coşkulu, neşeli, taşkın,
abartılı manik davranışlara dalgalanıp geçiyorsa, Karışık (Mixed) Epizod
adı verilir. Mevsimsel özellikler taşır. Belirleyici anksiyete ve strese
neden olacak bir durum olmadığı halde, sonbahar ve kışta depresif durum,
ilkbaharda depresyonun kalkması görülmektedir.
TEDAVİ
Psikodinamik kuramlar genelde depresyonu açıklarlar. Jung ekolü, maninin
depresyona düşmemek için yükselme, sıçrama, uçuşma olduğunu, altta yatan
depresyona karşı bir savunma şekli olduğunu söylemiştir. Melanie Klein
ise çocuklukta birikmiş olan agresyon, öfke ve yıkıcılığını yadsıyan
bireyin, kayıp sevgi nesnesini tamir etme amaçlı bir savunma biçimi
gösterdiğini, \"Başkalarını idealize etmede, savunma amaçlı
kullanılmaktadır\" demiştir.
Tedavi manik epizodlarda ilaçla yapılmaktadır. Daha sonra ilaç tedavisi
ve psikoterapi ile devam edilir. İlaç tedavisi bittikten sonra
Destekleyici Psikoterapi ile devam edilmelidir. Manikler, üstünlük
duygusu taşıdıkları dönemlerde psikoterapiye devam etmeyebilirler.
Yazar: Dr.Tulay Arsu - psikom.com
Giriş Sayfası | Ağlamak | Aile İçi Şiddet | Atipik Depresyon | Davranış Boz. | Depresyon | Depresyon Testi | Distimi - 1 | Distimi - 2 | Duygudurum Boz. | Majör (Ağır) Dpr. | Manik Dpr. Psikoz | Melankolik Dpr. | Panik Atak | Psikoz | Şizofreni | Şizofreni Hakkında | Tecavüz Ruh. Durm. | Utangaçlık Hastalığı | Uyum Boz. Bağ. Dpr. | Yaş Dur. Bağ. Dpr. |